3. Uluslararası Afet ve Dirençlilik Kongresi, Ankara, Türkiye, 5 - 07 Ekim 2021, ss.259-260, (Özet Bildiri)
İnsanların büyük bir çoğunluğu tarih boyunca küçük topluluklar halinde yaşamıştır. Fakat özelikle Sanayi Devrimi’nden sonra olmak üzere son birkaç yüzyılda bu durum ciddi bir oranda değişmiştir. Kırsal alanlardan kentsel alanlara kitlesel bir nüfus göçü yaşanmış ve bu durum kentleşme olgusunu ortaya çıkarmıştır. 2020 yılı verilerine göre toplam nüfus popülasyonu yaklaşık 7,8 milyardır ve bu nüfusun %56’lık kısmı yani yaklaşık 4,4 milyarlık kısmı kentsel popülasyonu oluşturmaktadır. Yapılan projeksiyon çalışmalarına göre toplam Dünya nüfusunun 2030 yılında 5,2 milyara; 2050 yılında 6,7 milyara ve 2100 yılında 11,2 milyara çıkması ve dolayısıyla kentsel nüfusun da artması beklenmektedir (Worldometer,2021). Genişleyen kentler çok fazla yer kaplıyor gibi görünse de Dünya yüzeyinin yalnızca %3’ü ve yaşanabilir alanın ise sadece %1’i yerleşim alanlarıyla sınırlıdır (UNCCD, 2019). Dolayısıyla artan nüfus popülasyonu çevresel sorunları, afet tehlikelerini ve kalkınma engellerini de beraberinde getirerek, kentlere olan baskıyı arttırmaya devam edecektir. Dünyamız hızlı bir şekilde kentleşmeye devam ederken, antropojenik faaliyetler sonucu doğal kaynaklar hızla azalması, enerji tüketiminin ve karbon emisyonunun artması gibi durumlar ile birlikte iklim değişikliği doğrudan etkilenecektir. Nitekim son dönemlerde meydana gelen orman yangınları da bu durumun destekleyicisidir. Bu durum kentleşme ile iklim değişikliği arasında güçlü bir bağ olduğunu göstermektedir. EM-DAT raporlarına göre 2000-2019 yılları arası raporlanan afet sayıları 1980-1999 yıllarına oranla büyük bir oranda artmış ve bu artışın büyük bir çoğunluğu iklim kaynaklı (sel, orman yangınları vb.) afetlerde görülmüştür (UNDRR,2020). Bununla birlikte toplam etkilenen insan sayısı ve ekonomik kayıplar da yükselmiştir. 2020 verilerine göre de raporlanan 389 afetten 15,080 kişinin öldüğü, 98,4 milyon insanın etkilendiği ve bu afetlerin de büyük çoğunluğunun yine iklim kaynaklı olduğu görülmüştür (UNDRR, 2021). Dünya nüfusundaki artış ve kentleşme özellikle yüksek tehlikeli bölgelerde gelecekte daha fazla insanı potansiyel tehlikelere maruz bırakacak ve ekonomik kayıplara neden olmaya devam edecektir. Kentleşme ve iklim değişikliğini başarılı bir şekilde yönetebilmek için sürdürülebilir kalkınmaya olan önem giderek daha fazla artmaktadır. Birleşmiş Milletler’in 11. Sürdürebilir Kalkınma Hedefi “kentleri ve insan yerleşimlerini kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürebilir kılmak” ve 13. Sürdürebilir Kalkınma Hedefi “iklim değişikliği ve etkileri ile mücadele konusunda acilen eyleme geçilmesi”dir (UNDP, 2021). Bu bağlamda Antroposen Çağı’nda sürdürülebilirliği sağlamak için dünyanın mevcut sınırlarına uymalı, kentlerin sürdürülebilir gelişimine engel olan ve iklim değişikliğine sebebiyet veren her türlü sorunları çözerek, kentlerin dayanıklılığı arttırmalı ve iklim değişikliğine uyum sağlanmalıdır.