2.Uluslararası Ağız Kanserleri Kongresi, İzmir, Türkiye, 05 Ekim 2023, (Özet Bildiri)
Giriş-Amaç: Adenoid kistik karsinom (AKK), yavaş ancak agresif büyüyen, yüksek rekürrens kapasitesine sahip bir neoplazmdır.
AKK genellikle minör tükürük bezlerinde ve submandibular bezde, daha az sıklıkta ise sublingual ve parotis bezinde görülür.
Perinöral invazyon karakteristiktir. AKK hastalarının %50’sinden fazlasında hastalığın seyri sırasında uzak metastaz görülür;
akciğerler ve kemikler en sık metastaz görülen bölgelerdir. Bu çalışmada; literatür bilgileri ışığında 33 yaşındaki bir kadın
hastada bukkal mukozada tespit edilen AKK olgusu sunulacaktır.
Olgu Sunumu: Herhangi bir sistemik hastalığı olmayan 33 yaşında kadın hasta, sol yanak mukozasında yaklaşık 4-5 aydır var
olan şişlik ve buna bağlı olarak birkaç gün önce başlayan ağrı şikayetiyle kliniğimize başvurdu. İntraoral muayenede sol bukkal
mukozada yüzeyi eritemli, palpasyonda ağrılı sert şişlik saptandı. Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde sol maksilla
tüber bölgesinde bukkal ve palatal kortikal kemikte perforasyona sebep olan, sınırları belirsiz bir lezyon alanı izlendi. Manyetik
rezonans görüntülerinde ise sol buksinatör alandan mastikatör alana uzanan yaklaşık 30x17 mm boyutlarında yoğun kontrast
tutulumu gösteren kistik ve nekrotik alanlara sahip kitle tespit edildi. Hasta Kulak Burun Boğaz(KBB) bölümüne sevk edildi.
Öncesinde insizyonel ardından eksizyonel alınan 2 biyopsi sonucunda AKK tanısı konuldu. F-18 florodeoksiglikoz(FDG)
pozitron-emisyon-tomografisinde(PET/BT) ilgili alanda yoğun düzeyde artmış FDG tutulumu gözlendi(SUVmax:10.2).
Radyoterapi ve kemoterapi uygulanan hastadan yaklaşık 8 ay sonra alınan PET/BT’de ilgili alanda devam eden FDG
tutulumu(SUVmax:6.1) dikkat çekti. Nüks şüphesi ile alınan biyopsi sonucunda malignite tespit edilmedi. Hastanın takibine
devam edilmektedir.
Sonuç: AKK’ların 5 yıllık sağ kalım oranı %70-80; 15 yıllık sağ kalım oranı ise %35 civarındadır. Perinöral yayılım, uzak metastaz
ve tekrarlayan lokal lezyonlar prognozu olumsuz etkileyen faktörlerdir. Bu nedenle uzun dönem takipleri son derece
önemlidir. Şüpheli durumlarda erken dönemde biyopsi ve tedavi, sağ kalım süresi ve tedavi başarısı açısından hayati öneme
sahiptir.